Dijital Yanılsamada Şiddet Bir Oyun Değil, Gerçek Bir Tehdit!
Dün Şanlıurfa ve bugün de Kahramanmaraş’ ta ortaokul çağındaki çocukların karıştığı şiddet olaylarındaki korkutucu tablo, toplum olarak hepimizi derin bir endişeye sevk ediyor. Eskiden okul bahçelerinde oyun sesleri yükselirken, bugün “okul basma”, “silahlı tarama” gibi dehşet verici ifadeleri konuşur hale geldik. Peki, daha hayatının baharındaki bu çocukları bu denli büyük bir şiddet sarmalına iten temel nedenler neler?
Ekranlardaki Görünmez Tehlike “Şiddet Simülasyonu”
Bilgisayar oyunları ve denetimsiz sosyal medya içerikleri, çocukların zihninde gerçeklik ile kurgu arasındaki sınırı bulanıklaştırıyor. Özellikle şiddet içerikli oyunlarda “öldürdükçe puan kazanma” veya “yeniden doğma” mekanizması, ölümü ve yaralamayı geri dönüşü olan, teknik bir hamle gibi gösteriyor. Çocuklar, okul koridorlarını bir oyun haritası, ellerindeki silahı ise bir oyun ekipmanı gibi görmeye başlıyor. Şiddet, onlar için bir suç değil, bir “simülasyon” haline dönüşüyor.
TikTok ve “Beğeni” Uğruna Feda Edilen Değerler
TikTok ve benzeri platformlarda popülerlik kazanma hırsı, akran zorbalığını ve şiddet içerikli “meydan okumaları” (challenge) tetikliyor. Şiddeti bir güç gösterisi veya dikkat çekme aracı olarak kurgulayan kısa videolar, çocukların empati yeteneğini köreltiyor. Bir başkasının canını yakmak, binlerce beğeni getirecek bir “içerik” olarak algılandığında, vicdanın yerini algoritmalar alıyor.
Dizilerdeki “Kahramanlaştırılan” Suçlular
Televizyon dizilerinde elinde silahla dolaşan, hukuku hiçe sayan ve şiddeti bir çözüm yolu olarak kullanan karakterlerin “cool” (havalı) yansıtılması, çocukların rol model seçimini doğrudan etkiliyor. Adaleti kendi elinde arayan, kaba kuvvetle saygı kazanan bu karakterler, çocukların dünyasında şiddeti meşrulaştırıyor.
Çözüm Yolu Farkındalık ve Denetim
Bu tabloyu değiştirmek yalnızca eğitimcilerin değil, başta ailelerin ve hukukçuların ortak sorumluluğudur.
18 yaş altı sosyal medya kullanımı sıkı bir ebeveyn denetimine tabi tutulmalıdır.
Çocukların oynadığı oyunların yaş sınırları ve içerikleri mutlaka kontrol edilmelidir. En önemlisi, çocuklara şiddetin bir oyun olmadığı, gerçek hayatta “game over” (oyun bitti) tuşunun bulunmadığı ve her eylemin hukuki bir karşılığı olduğu öğretilmelidir.
Psikolojik Temel olan Vicdan ve Merhamet Eğitimi, Bir Tercih Değil, Zorunluluk Olmalı
Dijital dünya çocuklara “yok etmeyi” bir başarı olarak sunarken; psikolojik danışmanlar, eğitimciler ve aileler “yaşatmayı” ve “hissetmeyi” öğretmek zorundadır. Şiddet sarmalını kırmanın yolu, çocuğun elinden tableti almaktan fazlasını gerektirir; o çocuğun kalbine merhamet aşısı yapılması gerekir.
Neden Duygu Çalışılmalı?
Empati Yoksunluğu: Ekran karşısında binlerce kişiyi “öldüren” çocuk, acı çeken bir canlının duygusunu hissedemez hale gelir. Duygu çalışmaları, çocuğun “Öteki ne hissediyor?” sorusunu sormasını sağlar.
Vicdanın Sönümlenmesi: Vicdan, doğuştan gelen bir çekirdek olsa da sosyal çevreyle sulanır. Eğer bir çocuk yaptığı zorbalığın sonucunda bir pişmanlık duymuyorsa, bu durum geleceğin “duygusuz nesilleri” için ilk alarmdır.
Duygusal Gen Aktarımı: Şiddet ve sevgisizlik bir mirastır. Bugün merhameti öğrenemeyen çocuk, yarın ebeveyn olduğunda aynı soğukluğu kendi evladına devredecek; bu da toplumsal bir çürümeyi genetik bir kod gibi süreklileştirecektir.
Duygu Okuryazarlığı: Çocuklara sadece “mutlu” veya “üzgün” olmayı değil; hayal kırıklığı, utanç, şefkat ve mahcubiyet gibi karmaşık duyguları tanıma ve yönetme becerisi kazandırılmalıdır.
Sanal Değil, Realist Etki: Çocuklara yaptıkları davranışların gerçek hayattaki sonuçları (mağdurun ne hissettiği, ailenin ne yaşadığı) dramatizasyon yöntemleriyle anlatılmalıdır.
Merhamet Pratikleri: Canlıya saygı, doğayı koruma ve yardımlaşma gibi eylemler okul müfredatının “sözde” değil, “özde” bir parçası haline getirilmelidir.
Silah tutan elleri değil, o silahı tutmaya karar veren zihinleri ve o zihinlere yön veren kalpleri iyileştirmeliyiz. Vicdanın olmadığı bir zekâ, sadece yıkım getirir. Çocuklarımıza merhameti öğretmek, topluma borcumuzdur.
Unutmayalım; teknoloji bir araçtır, ancak kontrolsüz kullanıldığında çocuklarımızın elinde bir silaha dönüşebilir. Geleceğimizi bu sanal şiddet sarmalına teslim etmemek için bugün sesimizi yükseltmek zorundayız.
