Mustafa Kemal Atatürk, TBMM’nin açılışını çocuklara armağan ederken bunu sadece bir bayram neşesi olarak kurgulamamıştı. Onun için çocuk, “vatanın geleceği, her şeyin üstünde tutulması gereken bir milli ülkü” idi. Ancak bugün, beslenme çantasının boş kaldığı, sokağın hatta okulun güven vermediği ve dijital dünyanın kontrolsüzce ruhları hapsettiği bir gerçeklikte; bu emanetin ne kadarını koruyabildiğimiz sorusu, her vicdanın en büyük yüküdür.
Atatürk, “Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister” derken; zihinsel gelişimin fiziksel sağlıkla başladığını biliyordu. Bugün bir çocuğun okulda yeterli proteine ulaşamaması, beslenme çantasına bir meyve koyamayan ailenin çaresizliği sadece ekonomik bir sorun değildir; bu, o çocuğun potansiyelinden, hayallerinden ve cumhuriyetin geleceğinden çalınmasıdır.
Aç karnına “fikri hür, vicdanı hür” nesiller yetiştirmek imkansızdır. Fiziksel açlık, maalesef zamanla fırsat eşitsizliğine ve zihinsel bir yorgunluğa dönüşmektedir.
Eskiden sokakların çocuk kahkahalarıyla dolması bir güven göstergesiydi. Bugün ise velilerin okul kapılarında nöbet tuttuğu, çocukların can güvenliğinin her an bir “soru işareti” olduğu bir atmosferdeyiz. Sokaktan çekilen çocuk, bu kez de denetimsiz sosyal medyanın, kontrolsüz ekranların içine hapsolmaktadır. Tablet ve televizyon önünde, milli değerlerinden ve gerçek hayatın dokusundan kopuk büyüyen her çocuk, aslında kendi geleceğimize vurduğumuz bir prangadır.
Atatürk’ün hedeflediği o “uyanık ve şuurlu” gençlik, ekranların hipnotize edici gürültüsüyle uyutulmaktadır.
Atatürk’ün “Çocuklar her türlü ihmal ve istismardan korunmalı, onlar her şart altında yetişkinlerden daha özel ele alınmalıdır” sözü, bugün sadece bir temenni değil, hukuk devletinin en temel ödevi olmalıdır. Çocuk emeğinin sömürülmesi, eğitimden kopuş ve güvenlik zafiyeti; egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu bir düzende kabul edilemez. Egemenlik, ancak o egemenliğin yarınki sahipleri olan çocukların huzuru ve güvenliğiyle teminat altına alınabilir.
Bugün 23 Nisan. Süslü cümlelerin ve geçici törenlerin ötesine geçme vakti. Atatürk’ün çocuklara bayram hediye etmesi, onlara duyduğu sonsuz güvenin bir nişanesiydi. Bizim görevimiz ise sadece kutlamak değil; çocukların okulda korkmadığı, çantasında sütünün, meyvesinin eksik olmadığı ve ekranlara değil hayallerine baktığı bir ülkeyi inşa etmektir.
Geleceği kendi ellerimizle öldürmemek için, çocukları sadece “yarınımız” olarak görmeyi bırakıp, onlara “bugün” hak ettikleri insan onuruna yaraşır hayatı sunmak zorundayız. Çünkü çocuk haklarının olmadığı yerde ne tam bağımsızlıktan ne de gerçek bir egemenlikten bahsedilebilir.
“Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız.” Bu ışığın sönmesine izin vermek, sadece bir bayramı değil, bir milleti kaybetmektir.
