İlkokul birinci sınıf…
Hayatın en saf, en heyecanlı, en kırılgan dönemlerinden biri.
Henüz kalemi nasıl tutacağını yeni öğrenen çocukların dünyasında öğretmenin rolü yalnızca ders anlatmak değildir; güven vermek, yol göstermek, cesaretlendirmek ve hayata ilk güçlü adımı attırmaktır.
Hepimizin hafızasında bu yıllara dair bir iz vardır. Kiminin öğretmenin yakasına taktığı kırmızı kurdeleyle, kiminin okuma bayramında alınan bisikletle, kiminin de sınıfta söylenen sıcak bir sözle şekillenmiş anıları…
Ancak her çocuk böyle hatıralarla büyümüyor. Bazı minik öğrencilerin ilkokul yolculuğu daha başlamadan sekteye uğruyor.
Nedeni ise uzun yıllardır konuşulmasına rağmen hâlâ çözülmeyen bir mesele: Emekliliği gelmiş ancak genelde ekonomik nedenlerle emekli olmayan öğretmenlerin birinci sınıfları alması ve öğrencilerini yolun ortasında bırakması.
Nasıl ki çocuğun ilk altı yılı karakterinin, kişiliğinin ve davranışlarının temelini atıyorsa; ilkokulun ilk yılları da eğitim hayatının omurgasını oluşturur. Bu dönemde öğretmenin istikrarlı olması, öğrencisiyle sağlam bir bağ kurması ve dört yıl boyunca aynı rehberlikle devam etmesi son derece kritiktir.
Ancak Kahramanmaraş’ta bazı okullarda tablo böyle değil.
Sene başında birinci sınıfı devralan öğretmen, iki yıl sonra emeklilik zamanının geldiğini düşünerek görevden ayrılıyor. Arkasında ise yarı yolda kalmış öğrenciler bırakıyor. Bu çocuklar üçüncü sınıfa geldiklerinde bu kez başka bir öğretmene teslim ediliyor. O öğretmenin de çocukların iki yılı kaldığı için genellikle emeklilik süresi yaklaşmış öğretmenlere veriliyor ve aynı döngü bir kez daha yaşanıyor.
Sonuç? Kırılmış bir eğitim zinciri, tamamlanamayan konular, dağınık bir akademik ilerleme ve özgüveni zedelenmiş çocuklar…
Öğretmen değişimi yalnızca akademik aksamaya yol açmıyor. Çocuk bir öğretmene alışırken başka bir öğretmenle sıfırdan ilişki kurmak zorunda kalıyor. Her öğretmenin eğitim tarzı, iletişim şekli, beklentileri ve disiplini farklı olduğundan öğrenciler sürekli uyum sorunları yaşıyor. Bu süreçte sınıf düzeni bozuluyor, eğitimde süreklilik kayboluyor ve bazı derslerde telafisi güç boşluklar oluşuyor.
Dahası, emeklilik için yıl doldurmayı bekleyen kimi öğretmenlerin özensiz, motivasyonsuz ve sadece formalite gereği yürüttüğü eğitim yaklaşımı öğrencilerin geleceğine mal olabiliyor.
Burada elbette işini layıkıyla yapan, öğrencisine yüreğini koyan, sınıfını kendi ailesi gibi gören fedakâr öğretmenleri ayrı bir yere koymak gerekiyor. Onlar bu ülkenin geleceğini omuzlarında taşıyan gerçek kahramanlar…
Ancak eğitimde kalıcılık ve istikrar sağlanmak isteniyorsa çok açık bir düzenleme şart:
Ya emekliliği gelen öğretmenler yeni birinci sınıf almasın,
ya da aldıkları sınıfı dört yıl boyunca mezun edene kadar bırakmasın.
Bu hem öğrencinin hakkıdır hem de eğitimin temel prensibi olan devamlılığın bir gereğidir. Çünkü ilkokulda yapılan her hata yıllar sonra bile telafisi zor izler bırakabilir.
Bugün bir sınıfın kapısından içeri giren minik bir öğrenci, yarının doktoru, öğretmeni, mühendisi, avukatı, gazetecisi veya yöneticisi olabilir. Onların eğitim yolculuğu, bir emeklilik takviminin gölgesinde aksamamalı.
Geleceği inşa eden eğitim sisteminde “yarı yolda bırakılan” hiçbir çocuk olmamalı.
