Bazı insanlar vardır; ömürleri takvim yapraklarıyla değil, tuttukları notlarla ölçülür.
Bazı ömürler vardır; sessizdir ama derindir, gösterişsizdir ama iz bırakır.
İhsan Akuş dedem, Kur’an’ı satır satır, kelime kelime okuyarak anlamaya çalışanlardan biriydi.
Okumakla yetinmeyen, anlamaya talip olan, anladığını da saklamayıp paylaşmayı vazife bilen bir gönül insanıydı.
Küçük küçük defterlere, derin derin manalar not ederdi.
Her kelimenin altını çizerken sanki kalbine de çizgi çekiyor, ayetleri zihninde değil hayatında tefsir ediyordu.
Yıllar boyunca binlerce kalem bitirdi.
O kalemler tükenirken aslında bir ömürlük teslimiyet yazıya dökülüyordu.
Defter defter, klasör klasör bir emek…
Bir gün bana dönüp, o kendine has nezaketiyle şöyle demişti:
“Bunları oku ve bilgisayara geçir Necati Bey.”
Torununun eşine bile “bey” diye hitap eden bir zarafet…
İlimle yoğrulmuş, edep ile kemale ermiş bir gönül insanıydı.
Öyle gönlü temiz bir insandı ki; size samimi şekilde dua ettiğinde bunu hissederdiniz.
Onun nefesi, sanki sizi görünmez bir kalkana alırdı. Duası sözden ibaret değil, halden hâle geçen bir emanet gibiydi.
O sohbetler hâlâ kulağımda…
Çay demlenir, zaman yavaşlar, kelimeler derinleşirdi. Fikir alışverişi yapardık.
“Neden ilk ayet Oku diye indi?” sorusu açılır, saatler süren manalı sohbetlere dönüşürdü.
Okumanın sadece harfleri değil, hayatı, insanı ve hakikati kavramak olduğunu anlatırdı.
Bir başka zamanda Kur’an-ı Kerim’de en çok geçen ikazlardan biri olan
“Akletmez misiniz?” hitabı üzerine dururdu.
Bu ayetin manasına ulaşamayan, kendini geliştirmeyen, düşünmeyen şuursuz Müslümanlar üzerine derin tespitleri olurdu.
Dili sertleşirdi ve sözü sarsardı. Çünkü o, imanı akılla beslemeyen bir dindarlığın eksik kalacağını bilenlerdendi.
16/01/2026 Cuma günü…
Rahmeti ilahiye kavuştuğunu öğrendiğimde içimde tarifsiz bir hüzün belirdi.
Eşimin dedesiydi ama bana hep “Necati Bey” diyen, aydın fikirli, Kur’an-ı Kerim aşığı bir büyüğümdü.
Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi:
“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz.”
İhsan dede, iman yolunda yaşadı.
Allah yolunda yürüdü.
Ve bu geçici dünyadan, Cuma namazına hazırlanırken, abdest alırken ebediyete uğurlandı.
Bundan daha güzel bir veda olur mu?
Hayatı zorluklarla, acılarla, imtihanlarla doluydu. Ama bir kez bile hayıflandığını duyan olmadı.
İlahi teslimiyetle “Rabbimden gelene razıyım” diyen bir kalbin sahibiydi. Sabırla yaşadı, sabırla yürüdü, sabırla teslim oldu.
Onun hayatı bize şunu fısıldıyor:
Kur’an’ı raflarda değil, hayatta taşımak gerekir.
Bilgiyi gösterişe değil, kulluğa dönüştürmek gerekir.
Ve insan, ardında defterler dolusu hikmet, gönüller dolusu iz bırakarak da bu dünyadan göçebilir.
Mekânın cennet olsun İhsan Akuş dedem.
Duanda bize yer verdiğin gibi, Rabbim de seni rahmetine alsın.
Kalemin, defterlerin ve samimi niyetin sana şahit olsun.
