Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Necati Karapınar
Necati Karapınar

Necati Karapınar “Şehrimizi inşa ve ihya ederken kahraman şehrimizin ruhunu da korumalıyız”

Geçtiğimiz günlerde Arasa Camii ve çevresiyle ilgili yapılan çalışmaları görünce zihnimde tek bir soru dolaşmaya başladı:

Bir şehri yeniden inşa ederken acaba sadece binaları mı yapıyoruz, yoksa o şehrin ruhunu da koruyabiliyor muyuz?

Bu sorunun cevabı, aslında yalnızca Arasa Camii’ni değil, Kahramanmaraş’ın yarınlarını da ilgilendiriyor.

Çünkü şehir dediğimiz şey, yalnızca betonarme yapılardan oluşan bir yerleşim alanı değildir. Bir şehri şehir yapan; hafızasıdır, kimliğidir, mimarisidir, çarşısıdır, meydanıdır, camileridir, hanlarıdır ve nesiller boyunca aktarılan kültürel mirasıdır.

Bir tarihî yapıyı koruyup çevresini onunla hiçbir bağı olmayan beton bloklarla kuşattığınızda, aslında sadece görüntüyü değiştirmezsiniz; o yapının anlattığı hikâyeyi de sessizce yok edersiniz.

Çünkü tarihî eserler tek başına yaşamaz. Onları yaşatan, çevresindeki sokaklardır. Onları anlamlı kılan, komşu yapılarıdır. Onlara ruh veren ise insan ölçeğinde kurulmuş tarihî dokudur.

İş bu tarihi ruhu koruyup, şehrin ruhunu canlı tutan şehirler marka şehir olarak ön plana çıkmaktadır.Dünyanın bugün “marka şehir” olarak anılan yerlerine baktığımızda, şehir ruhunun önemini en iyi anlatan sayısız örnekleri sizlerle paylaşmak isterim.

Safranbolu, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girdiğinde yalnızca evlerini korumadı. Sokaklarını, meydanlarını, çarşılarını, ahşap dokusunu ve şehir siluetini de korudu. Bugün milyonlarca insan Safranbolu’ya betonarme binaları görmek için değil, geçmişi hissedebilmek için gidiyor.

Belçika’nın Brugge şehrinde modern ihtiyaçlar elbette karşılanıyor. Ancak tarihî merkezin siluetini bozacak yüksek yapılar yapılmıyor. Çünkü şehir yöneticileri biliyor ki kısa vadeli kazanç uğruna kaybedilen tarih, bir daha geri getirilemiyor.

Japonya’nın Kyoto şehri ise teknoloji ile tarihin nasıl uyum içinde yaşayabileceğinin belki de en güzel örneklerinden biri. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinden birinde olmanıza rağmen tarihî mahallelerde yükseklik sınırlamaları uygulanıyor, cephe düzenlemeleri titizlikle denetleniyor. Çünkü onlar için geçmiş, kalkınmanın önünde bir engel değil; kalkınmanın en değerli sermayesidir.

Prag’ın dar sokaklarında yürürken insan zamanın durduğunu hisseder. Floransa’da bir meydana çıktığınızda ise Rönesans hâlâ nefes alıyormuş gibi gelir. Bunun sebebi sadece tarihî yapıların ayakta olması değildir. O yapıların çevresinin de aynı özenle korunmuş olmasıdır.

Peki biz neden bunu başarmayalım?

Kahramanmaraş sıradan bir şehir değildir.

Bu şehir, İstiklal Madalyası’nı topyekûn kazanan bir şehirdir.

Bu şehir, dondurmasıyla olduğu kadar edebiyatıyla da dünyaya adını duyurmuş, UNESCO tarafından “Edebiyat Şehri” unvanına layık görülmüş bir kültür merkezidir.

Böylesine köklü bir geçmişe sahip bir şehrin yeniden ayağa kalkması elbette kaçınılmazdır. Deprem sonrası modern, güvenli ve sağlam yapılar inşa etmek hepimizin ortak arzusudur. Ancak güvenli şehirler inşa etmek ile kimliksiz şehirler oluşturmak aynı şey değildir.

Modernlik; tarihten vazgeçmek değildir.Gelişmek; geçmişi silmek değildir.

Aksine gerçek kalkınma, geçmişi gelecekle buluşturabilmektir.Çünkü şehirlerin de insanlar gibi hafızası vardır.

İnsan hafızasını kaybettiğinde kendini tanıyamaz.Şehir de ruhunu kaybettiğinde kendi kimliğini unutmaya başlar.

O zaman ortaya çıkan yer, sadece binaların bulunduğu bir yaşam alanı olur; ama bir şehir olmaz.

Bugün vereceğimiz kararlar, belki elli yıl sonra torunlarımızın “İyi ki korumuşlar.” ya da “Keşke sahip çıksalardı.” diyeceği kararlar olacaktır.

Bu nedenle tarihî alanlara bakarken sadece metrekare hesabı yapmamalıyız.

Sadece imar planlarını konuşmamalıyız. Aynı zamanda kültürel mirası, şehir estetiğini, aidiyet duygusunu ve ortak hafızamızı da konuşmalıyız.

Çünkü bir şehir, yalnızca yollarıyla değil; hikâyeleriyle yaşar. Yalnızca binalarıyla değil; hatıralarıyla ayakta kalır.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER