Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Ülkü Kayıran Çoban
Ülkü Kayıran Çoban

Ülkü Çoban yazdı; “Hatırla!”

Son zamanlarda özellikle okullarda yaşanan şiddet olayları karşısında, ‘Bize neler oluyor?’ diye sormadan edemiyorum. Yoksa biz mankurt mu olduk diye düşünmeye başladım. Belki bu sorumdan dolayı bana kızanlarınız olacak; ancak bu acı tablo karşısında içim yanıyor.

Cengiz Aytmatov’un ‘Gün Olur Asra Bedel’ romanıyla zihinlerimize kazınan ‘mankurt’ figürü, kökeni Manas Destanı’na kadar uzanan kadim bir efsaneyi günümüze taşır. Bu kavram bir ulusun belleğinin ve kimliğinin silinerek nasıl iradesiz bir köleye dönüştürüldüğünün hazın bir hikayesidir.

Eski yüzyıllarda, Orta Asya bozkırlarındaki kabile savaşlarında Juan-Juanlar, esir aldıkları kişilere dehşet verici bir yöntem uygulardı: Esirlerin kafa derileri kazınır, başlarına yaş deve derisinden bir başlık geçirilir ve kızgın güneşin altında çöle bırakılırlardı. Sıcağın etkisiyle kuruyup daralan deri, esirin kafatasını mengene gibi sıkar ve bu korkunç acıya dayanamayanların çoğu ölürdü. Sağ kalanlar ise geçmişlerine dair her şeyi unutur, benliklerini yitirirlerdi. İşte bu yeni insan tipine mankurt denirdi.

Mankurtlaşan bir kişi; artık tarihini, dinini, ailesini ve en önemlisi vicdanını yitirmiş demektir. O, yalnızca karnını doyuran efendisini tanır, onun emirlerinden asla çıkmaz ve adeta kendisini efendisinin yarattığına inanır.

Romanda Nayman Ana, oğlunun acısına dayanamayıp onu bulmak için yola koyulur.

“Men, batası ölgen boz maya. Tulıbın kelip iskegen…”

Bu dizeler, Naymanın oğlu için söylediği yürek burkan bir ağıtın parçasıdır. Naymana feryadını, tıpkı yavrusu ölen bir devenin, yavrusunun derisiyle doldurulmuş bir tulumu koklayarak onu araması gibi; Nayman Ana’ da oğlu Jolaman’ı aramaktadır.

Nayman Ana oğlunu bulduğunda, onun  bir mankurt olarak çobanlık yapmakta olduğunu görür. Ana, evladına seslenir, kulağına eğilip yalvarır: “Hatırla, kim olduğunu hatırla! Baban kim, nereden geldin, adın ne? Hatırla!”

Ancak hafızası kurutulmuş olan Jolaman, annesini tanımaz. Efendisinden aldığı emirle, kendisine özlemle sarılan annesini merhametsizce oracıkta vurur.

Nayman Ana’nın başındaki ak tülbenti bir kuş (Donenbay Kuşu) olup uçar ve yüzyıllar boyunca bozkırın semalarında yankılanır:

“Adın ne? Kim olduğunu hatırla! Babanın adını hatırla!”

Çağımızda topla, tüfekle yapılan savaşlardan daha çok kalem ve kelamla, kısaca kültürle savaş verilmektedir. Hal böyle olunca mankurtlaşmak için artık başa geçirilmiş deve derilerine gerek yok. Modern çağın “dijital derileri” de aynı işlevi görebiliyor. Dijital ortamlarda, ekran karşısında saatlerce kontrolsüzce vakit geçiren çocuklarımızın; kendi kültürlerinden, aile bağlarından ve insani değerlerinden uzaklaşması modern bir mankurtlaşma gibi duruyor.

Anne ve baba olarak asli görevimizin iyi evlatlar yetiştirmek olduğunu düşünüyorum. İyi evlatlar; vicdanlı toplumlarda yetişir. Atasını bilen toplumlarda yetişir. Dönenbay kuşlarının olduğu toplumlarda yetişir.

Tam da 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı büyük bir gururla kutlamaya hazırlandığımız bu günlerde; bağımsızlık meşalesinin yandığı o ruhla, evlatlarımızın kulağına  Nayman Ana’nın o kutlu sesini daha güçlü daha güçlü haykırmalıyız:

“Ey gözümün nuru oğlum; Atanı, aileni, değerlerini, tarihini ve seni sen yapan özünü hatırla!

Bu toprak için toprağa düşmüş dedeni hatırla!

Karnında bebesiyle cepheye mermi taşıyan neneni hatırla!

Unutma ki; hafızası silinmiş bir gençlik, başkasının çizdiği kaderi yaşar.

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asîl kanda, mevcuttur.”

Bayramımız kutlu olsun…

 

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER