Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Ülkü Kayıran Çoban
Ülkü Kayıran Çoban

Ülkü Çoban yazdı; “Bir Hakikat Yolculuğu: Ashab-ı Kehf”

“Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı, Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum…” — Sezai Karakoç

Ashab-ı Kehf; kendi içlerindeki “sırra” yürüyen yedi yolcudur. Onların mağaraya sığınması, bir yerden bir yere gitmek değil, çokluktan (kesretten) birliğe (vahdete) varma çabasıdır.

Dönemin Kralı Dakyanus, halkını kendi önünde secde etmeye ve putlara tapınmaya zorlamıştır. Bu yönüyle o, hakikatin karşısındaki en büyük engeldir. Dakyanus’un sarayındakiler nefes alsa da aslında  bir mağarada hapislerdir.

Yörede yaşayan yedi genç için ise vakit yolculuk vaktidir. Yanlarında Kıtmir adını verdikleri köpekleriyle birlikte, bir yola çıkarlar. Önlerine çıkan bir mağaraya sığınırlar. Umutlarınin bittiği o noktada şöyle dua ederler: “Rabbimiz! Katından bize bir rahmet ver ve şu davamızda bize doğrulukla bir çıkış yolu hazırla.”

Mağara, bu yolculuğun en önemli durağıdır; bir bitiş değil, kutsal bir rahimdir. Tıpkı bir ceninin anasının rahminde  şekillenmesi gibi, onlar da bu “sessizlik durağında” dünyevi kibrin tortularından arınır ve yeniden dirilirler.Ayet-i kerimenin buyurduğu gibi: “…biz onları sağa sola döndürüyorduk.”

Onların asırlar süren uykusu, aslında gerçek bir uyanış âlemine açılan kapıdır. Onlar, geçici olanın ölümünü kabul edip ebedî olanın hayatına doğmuşlardır.

Her yolculukta olduğu gibi dönüş yine evedir. Gençlerden biri yüzyıllar sonra uyanıp şehre indiğinde, elindeki gümüş paranın hükmünün kalmadığını görür. Şehre inen genç, elindeki eski gümüşle sadece bir pazar alışverişine çıkmamıştır; aslında zamana, değişime ve hayatın geçiciliğine dair büyük bir gerçeği, bir aynayı şehre geri getirmiştir. Zamanın değiştiğini, zulmün bittiğini ve hakikatin baki olduğunu fark etmek, yolculuğun ulaştığı o “idrak noktasıdır.”

Afşin’in o kadim mağarasında yankılanan ses, sadece yedi gencin değil, kendi içindeki mağaraya çekilen her hakikat yolcusunun sesidir. Bu toprakların çocuklarına Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Debernuş, Şazenuş ve Kefeştatayyuş isimlerini vermesi; bu mirası sadece hatırlamak değil, o “yolculuk bilincini” nesilden nesile diri tutmaktır. Ashab-ı Kehf’in yolculuğu da aslında insanın kendi “benliğini” aşma çabasıdır.

Bugün bizler, kendi mağaralarımızda; kendi “ân-ı dâimî”mizde, gürültüden uzaklaşıp sükûnete erdiğimiz her an bu yolculuğu tekrarlarız. Ashab-ı Kehf ve yoldaşları Kıtmir’in mirası, Maraş’ın bağrında hâlâ bir anıt gibi durur.

Selam ve sevgilerimle…

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER