Hayat yolunda ömrün ortasını çoktan geçtik; ama bir şeyler hâlâ eksik gibi geliyor. İşte tam da bu süreçte, yazarken ve okurken kendimi bulma, kendimi anlama çabama desteklerini esirgemeyen tüm dostlarıma yürekten sevgilerimle…
Bu yolculuk sizinle daha anlamlı.
Carl Jung, insan ruhunu bir tiyatro sahnesine benzetir:
Toplumun önünde bizden beklenen rollere uygun olarak hareket ederiz. Bu sahnede, ışığın altında büyük bir performansla sergilediğimiz bizim “maskemizdir”. Jung buna Persona demiştir.
Bir de sahnenin karanlık arka tarafı vardır. Burası toplumun (ve kendimizin) kabul edilemez bulduğu; bastırılan, inkâr edilen tüm arzuların, dürtülerin ve duyguların toplandığı yerdir. Bu mekânın adı ise Gölge’dir.
Doğduğumuz andan itibaren, yaşadığımız coğrafyanın da etkisiyle bir kurallar bütünüyle kuşatılırız: “Şöyle davranman gerekir”, “Bunu yapmamalısın”, “Bu tip insanlarla konuşmamalısın”.
Biz bu kurallara uyum sağlayıp Persona’mızı güçlendirirken, reddettiğimiz ve bastırdığımız her parça Gölge’de birikmeye başlar.
Bu bazen cinsellik, bazen hırs, bazen de “uygunsuz” görülen bir öfkedir.
Kişi, gölgesine sahip çıkmadığında veya onu tamamen görmezden geldiğinde, Gölge bağımsız bir güç kazanır; çünkü Gölge görmezden gelinmeye tahammül edemez. Normalde sakin görünen bir insanın aniden gösterdiği şiddetli öfke patlamaları, aslında kolektif ve bireysel bilinçaltına süpürülen o bastırılmış duyguların dışavurumudur.
“Gölgesine sahip çıkmayan, gölgesi tarafından satın alınır.”
Bu karanlık tarafın “kararında” olması gerekir. Eğer karanlık tarafımızı tanımaz ve onu yönetmezsek; o bizi en beklemediğimiz anda bir refleks veya kontrolsüz bir davranış olarak ele geçirir.
Robert Louis Stevenson’ın kült eseri “Doktor Jekyll ve Bay Hyde’ın Tuhaf Vakası”, hem sinemada hem de tiyatroda defalarca hayat bulmuş bir başyapıttır. Bu eseri Carl Jung felsefesiyle değerlendirdiğimizde şunları görürüz:
Eser, Viktorya dönemi toplumunda dışarıdan “beyefendi” görünen ancak içeride bastırılmış arzularla boğuşan modern insanın bir temsili olarak degerlendirilmelidir.Carl Jung okumalarından sonra bu eser benim için çok daha farklı bir anlam kazandı:
Dr Jekyll’ın bastırdığı tüm ilkel dürtülerin, şiddetin ve bencil arzuların vücut bulmuş hali Bay Hyde dir.
İçindeki bu “kötü” tarafı (Hyde) bir iksirle ayırarak ondan kurtulabileceğini sansa da Hyde zamanla güçlenerek Jekyll’ın iradesini ele geçirir.
Bu trajik süreç, Jung’un o meşhur uyarısıyla birebir örtüşür: “Gölgenle yüzleşmezsen, o senin hayatını yönetir ve sen ona kader dersin.”
Sözlerimi Koca Yunus’un o eşsiz dizeleri ile sonlandırıyorum: “Aşkın pazarında canlar satılır, Satarım canımı alan bulunmaz. Beni benden sorman ben ben değilem, Bir ben vardır bende benden içeru.”
Gelin dostlar, kendi gölgemizle barışmak ve özümüzü bulmak için içe dönelim. Sevgi ve en derin muhabbetlerimle…
