Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Ülkü Kayıran Çoban
Ülkü Kayıran Çoban

Ülkü Çoban yazdı; “İki Bilge, Tek Yolculuk: Jung ve Mevlânâ’nın İçsel Keşfi”

Carl Gustav Jung ile Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, farklı yüzyıllarda ve coğrafyalarda yaşamış olmalarına rağmen, insan ruhunun derinliklerine dair benzer hakikatleri dile getirmiş iki büyük bilgedir.

Jung, Anılar, Düşler, Düşünceler adlı eserinde kendi zorlu içsel yolculuğunu samimiyetle anlatır. Çocukluğu, anne ve babası arasındaki çatışmaların gölgesinde, duygusal bir yalnızlık içinde geçmiştir. Eğitim hayatında yaşadığı ekonomik sıkıntılar ve özellikle matematik dersindeki başarısızlık duygusu, onda psikolojik kökenli bayılma nöbetlerine yol açar.

Bu krizin dönüm noktası ise babasının bir arkadaşına söylediği şu sözleri duymasıdır:

“Ekonomik durumum iyi değil; ama bu çocuk okumalı ki gelecekte kendi ayakları üzerinde durabilsin.”

Bu cümle Jung’u derinden sarsar. Kendi sorumluluğunu üstlenmeye karar verir. Bayılma nöbetleri geçirse dahi masasına oturur ve iradesiyle bu nöbetlerin üstesinden gelir. Bu deneyim, Jung’un içine dönerek kendini iyileştirebileceğini fark ettiği ilk büyük eşiktir.

Jung, üniversite eğitimini tıp doktoru olarak tamamladıktan sonra psikiyatri alanında uzmanlaşır ve bir süre Sigmund Freud ile birlikte çalışır. Freud’un “veliahtım” dediği Jung, zamanla aralarındaki derin fikir ayrılıkları nedeniyle onunla yollarını ayırır. Travmatik çocukluk deneyimlerini adeta bir simyacı gibi dönüştürerek kendi psikoloji anlayışını inşa eder.

Jung’a göre insanı anlamanın anahtarı, yüzeydeki bilinç değil; buzdağının görünmeyen kısmı olan kolektif bilinçdışıdır. Bu derinlikte, insanlığın ortak mirası olan arketipler bulunur. Jung için iyileşme; mitler, rüyalar ve semboller aracılığıyla insanın kendi içine dönmesi, karanlık labirentlerdeki gerçek benliğiyle yüzleşmesidir.

İlginçtir ki Jung’dan yaklaşık 700 yıl önce Mevlânâ, Mesnevî’sinde aynı yolu tarif etmiştir. Mesnevî’de yer alan “Aslan ile Tavşan” hikâyesi, insanın içindeki hayvani nefis (Aslan) ile akıl (Tavşan) arasındaki mücadeleyi anlatır. Bu anlatı, Jung’un “Gölge” arketipiyle birebir örtüşür: İnsan, içindeki karanlıkla yüzleşmeden aydınlığa ulaşamaz.

Dünyada ne ararsanız arayın, nihai cevap insanın kendi iç dünyasındadır. Dışarıda gördüklerimiz, içimizde olup bitenlerin yansımalarından ibarettir. İçeride bir savaş varsa, dışarıda da savaş vardır.

Karanlığı çözmenin yolu hakikate ulaşmaktan geçer. Ancak hakikat, çıplak hâliyle ağırdır. Bu yüzden her iki bilge de mitlerden, masallardan ve rüyalardan faydalanır. Hikâye, ruhun kendini ifade etme dilidir.

Jung bir psikoterapist olarak arketipleri kullanır; Mevlânâ ise manevi bir hekim olarak kıssalara başvurur. Her ikisi de hikâyeler aracılığıyla ruhsal yaralara dokunur, insanı kendisiyle yüzleştirir.

Zamanlar ve mekânlar değişse de ruhun arayışı değişmez. İster 13. yüzyılın Konya’sında bir derviş olun, ister 20. yüzyılın İsviçre’sinde bir tıp doktoru… İyileşmek için kendi içinize bakmak, kişisel mitlerinizi okumak ve içinizdeki “aslanlarla” yüzleşmek zorundasınız.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER