Hitabı ilahidir Kur’an’ın sesi…
Hayat verir, can verir, şifa verir insana…
Ama sadece duyanadır, duyana…
Sadece uyanana…
Sadece ışığı görene, ışıkta görene…
Kur’an bir kelam değildir sadece; bir çağrıdır, bir diriliş davetidir. Her ayeti, insanın kalbinde yankılanmak için iner. Fakat o yankıyı duymak, o sesi tanımak, ancak gönül kulakları açık olanlara nasip olur. Çünkü Kur’an, kulakla değil kalple dinlenir.
Bugün birçok insan onu okuyor, dinliyor, ezberliyor. Ama ne yazık ki azı onu “hissediyor.” Çünkü kalp uyumamışsa, göz perdeyi aralamışsa, işte o zaman ilahi hitap anlam bulur. Tıpkı karanlıkta yanan bir kandilin ancak gözleri açık olana ışık vermesi gibi…
Kur’an, bir çağrıdır insanlığa: “Gel” der.
Karanlıktan nura, gafletten hakikate, geçicilikten ebediyete “gel.”
Ama bu çağrıyı nasibi olan işitir. Çünkü her çağrı, duymaya hazır bir kulağa ulaşır.
Kimine bir ayet dokunur, kimine bir kelime yetmez…
Kimine bir sesle gönül kapısı aralanır, kimine bin öğüt bile ulaşmaz.
Fakat unutmamak gerekir: Kur’an davet eder, icabet eden bulur.
Hakikat, arayanın karşısına çıkar.
Bugün bizler, o ilahi hitabı duymaya ne kadar yakınız?
Kur’an’ı sadece okumakla mı yetiniyoruz, yoksa anlamaya, yaşamaya mı çalışıyoruz?
Belki de sormalıyız kendimize:
Kur’an bize her gün seslenirken, biz gerçekten “uyanık” mıyız?
Çünkü duyan kurtulur, gören bulur, uyanan dirilir.
Ve işte o zaman, Kur’an sadece bir kitap değil, hayatın ta kendisi olur.
📖 “O, inananlar için hidayet ve şifadır.”
(Yunus, 57)
