Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
AKİF DİŞ
AKİF DİŞ

Kıyametin 90 saniyelik provasıydı sanki o gece…

Azrail’in (as) elinde, ruhu kabzedilecek 55 bin kişilik liste…

Bu listede kimler yok ki..

Çocuklar, anneler, babalar, torunlar, evlatlar, bebeler, ablalar, abiler, kardeşler, yeğenler…

 

 

Mikail (as) görevi başındaydı, o gece…

 

Yer gök iniltilerle çalkanıyor…

Göklerde parlayan şimşekler..

Yer altında çatırdayan faylar..

Yeryüzünde zangır zangır titreyen dağlar, kayalar..

Gümbür gümbür yıkılan binalar..

Çığlık çığlığa can veren canlar…

 

Soğuk bir gece..

Buz gibi bir hava..

İlikler donuyor adeta..

Kar bir yandan yağarken, bir yandan da tipiyi andıran bir rüzgar..

 

Herkes canının derdine düşmüş.

Pijamasıyla geceliğiyle yollara düşen insanlar..

Alalâde bir çarşafa sarılıp yollara düşen canlar…

 

Arabalara sığınılmış..

Arabası olmayanlar, tanıdık tanımadık farketmeksizin yer bulduğu arabalara, minibüslere otobüslere doluşmuş…

 

Hâlâ ne olduğunu anlamayan yaşlılar..

Felçli annesini, yatalak babasını sırtlayıp yol boyunca çeresizce yürüyen insanlar..

 

Elleriyle beton yığınları eşeleyerek eşini, çocuklarını kurtarmaya çalışan babalar..

 

Oğlunun “anneee anneee” diye feryadını duyup da yardım edemeyen anneler…

 

Torunun imdat çığlığına yetişemeyen ve çığlık sesinin tükendiğindeki yaşadığı ızdırabı dile getiremeyen dedeler…

 

Babasını annesini enkazdan çıkarmak için tonlarca ağırlıktaki beton sütunları kaldırmaya çalışan evlatlar…

 

Kıyametin kısa bir provası değildi de, neydi o gece…

 

Servetin, malın mülkün, paranın, gücün, zenginliğin teknolojinin güç yetiremediği, insanın acziyetinin göstergesiydi, o gece..

 

Gecenin karanlığı sürerken, Trabzon caddesinde dümdüz olmuş bina yıkıntılarının içinde caresizce yürümeye çalışırken, sanki bir rüya âlemindeymiş gibi, böyle bir olayın hiç yaşanabilmesi mümkün olmayacak ancak ve ancak rüyalarda yaşanabileceğini düşünürken, oğlumun “baba ben rüyada mıyım, uyandır beni baba!” diyen oğluma sarılıp hüngür hüngür ağlarken, yığıntılar içinden gelen “yardım ediiin, kurtarın beni” feryadına çaresiz kalabilmek, ne acı bir durummuş, oysa…

 

Ablamın binasının yerle bir olduğunu görünce, nutkumun uçup ne yapacağımı şaşırdığım, ablam, eniştem ve biricik yeğenimin enkaz altında kaldığındaki sessiz feryadıma bir nebze de olsa su serpen biricik yeğenimin “dayı ben iyiyim” sesini duyduğum andaki gözlerimden akan yaşlar..

Hüzün gözyaşı mı, sevinç gôz yaşı mıydı, bilemiyordum..

 

Gün ağardığında, sadece Maraş değil, onlarca şehrin,  yüzlerce ilçenin ve köylerin tarümâr olduğunu ögrendiğimizde, işte o an dilimden dökülmüştü, bu cümle..

“KIYAMETİN 90 SANİYELİK PROVASI”

(tabiri caizse)

 

Yollar tıkanmış, enkaz yıkıntılarından, araçlar geçemiyor..

 

Şehirler arası yollar yarılmış, köprüler kavşaklar yıkılmış, yardım gelecek şehirlerde de aynı durum olunca, dışarıdan yardımın gelememesi, acılarımızı büsbütün artırıyor…

 

Enkaz altında donarak can verenlerin, kurtarılma ümidiyle bekleyen yaralılarımızın kan kaybından vefat etmeleri, yığıntıların içinde kalıp, toz toprak soluyanların nefes alamaz hale gelmelerinden dolayı  vefat edenlerin sayısı, deprem anında can verenler kadar olduğu gerçeğini de unutmamak gerekiyor…

 

Devleti suçlayanlar olsa da,

“DEVLET DE BENİM, MİLLET DE BENİM” diyen yiğitlerimiz vardı, hamdolsun..

 

O yiğitler ki;

Ellerindeki tüm imkanları seferber etmiş, varını yoğunu, tüm mesaisini depremzedelere sarfetmiş yiğitlerimiz…

Yaptıkları hizmetleri Allah rızası için yaptıklarından, isimlerinin Rabbimin katında altın harflerle yazdıran o yiğitlerimiz, ne uyku uyuyabildiler, ne dinlenebildiler, üzüntülerini bile yaşayamadan, acılarını yüreklerine gömüp göz yaşı bile dökemeyen yiğit kardeşlerimiz vardı…

 

Her ne kadar isimlerini tek tek zikredemesem de, Ruzi mahşerde alın ve yüzlerinin nur gibi parlamalarından tanıyacağız, o yiğitlerimizi..

 

Kendi imkanlarının yetişemediği durumlarda, sehir dışından iş insanları dostlarının katkılarıyla, aş evi kurdurup binlerce kişiye sabah akşam sıcak yemek ikramında bulunan yiğitler…

 

Ekmek fırını kurdurup gece gündüz ekmek üreterek insanların ekmek ihtiyacını karşılayan babayiğitler…

 

Dağlardan, bağlardan arabalarıyla odun getirip depremzedelerin ısınmalarını sağlayan yürekli insanlarımız vardı, hamdolsun…

 

Ülkemizdeki bir çok ilin Baro teşkilatlarından gelen tırlar dolusu kıyafetlerin dağıtımını üstlenen kardeşlerimiz vardı, hamdolsun…

 

Elindeki mevcut unu hamur edip, pide ekmeği yaparak dağıtan fırıncı kardeşlerimiz,

 

Bakkal dükkanındaki gıdaları halka bedelsiz dağıtan bakkal kardeşlerimiz,

 

Mahalli market sahibi arkadaşlarımızın, marketlerini açıp, vatandaşın aldığı ürünlerin ne kadar tuttuğunu hesap etmeksizin “üzerinde paran varsa, gönlünden ne geçiyorsa ver, yoksa da paran, helali hoş olsun” diyen cömert marketçi kardeslerimiz,

 

Petrollerde kuyruğa giren araç sahiplerinin paraları olmama ihtimalini düşünerek, cebine doldurduğu paralarla birlikte pompacının yanında bekleyen, çok cüz’i bir miktar benzin talep eden veya veresiye isteyen insanların depolarını dolduran yiğitlerimiz,

 

Fabrikalarının önüne çadırlar kurdurup, iki öğün sıcak yemek ikramında bulunan, kendi petrol istasyonundan tankerlerle yakıt getirtip, yakıtı bitenlerin depolarına bedelsiz yakıt koyduran yürekli yiğit zenginlerimiz vardı hamdolsun…

 

Bünyesinde çalışan personellerinin tüm ihtiyaclarını gideren, fabrikalarının açık alanlarına çadırlar kurdurup binlerce mağdur ailelerimizi barındıran zenginlerimiz vardı, çok şükür…

 

Eczanelerindeki ilaçları bedelsiz dağıtan eczacı yigit kardeşlerimiz,

Yaralanan hayvanların tedavisi bilabedel üstlenen yiğit veterinerlerimiz,

Hastane acillerinde tedavi bekleyen binlerce yaralıya, görev yeri olmamasına rağmen hizmet veren doktorlarımız,

Dükkanındaki etlerin bozulacağına insan kursagına girsin diyerek ağır hasarlı kasap dükkanına canını tehlikeye atarak giren, etleri kurtarıp bir kısmını kurulan aş evlerine dağıtan ve bir çok kısmını da çadırlarda yaşayan depremzedelere dağıtan kasap kardeşlerimiz,

Şehir dışındaki dostlarından iç çamaşırı, battaniye, özel bakım hijyenik ürünleri getirtip, ferdî olarak ihtiyaç sahiplerine çadır çadır gezerek dağıtan, gönül erleri dostlarımız..

 

İçme suyu sıkıntı yaşanan şehrimize şehir dışından tırlar dolusu su satın alıp dağıttıran cömert kardeşlerimiz…

 

Çay ocağını gece gündüz açık tutup, küçücük dükkanda 35 kisiyi barından çay ocağı sahibi yiğit abilerimiz,

 

Kebap dükkanındaki et, kıyma, ciğer ne varsa kavurup dükkanin önüne seyyar tezgah açarak, kavurma dağıtan kebabçı kardeslerimiz…

 

Ve şehir dışından akın akın yardıma gelen, aynî ve nakdî yardımlarda bulunan vijdan sahibi kardeşlerimiz..

 

Herkesin bir imtihanıydı, bu yaşanan âfet..

Kimi imtihanı kazandı, kimi de imtihanını kendi eliyle kaybetti, ne yazık ki..

 

Bizler, imtihanını Allah indinde kazanan dostlarımıza minnet duyuyoruz..

İmtihanı kaybedenlere hiç sözümüz olmadı ve olmayacak da..

Onları da vijdanları ile başbaşa bırakıyoruz..

 

Rabbim o acı günleri hiç bir canlıya yaşatmasın..

İster müslim ister gayri müslim..

 

Acının, ne inancı ne de milleti olurmuş…

 

Akşam sabah beraber olduğumuz dostlarımızın, arkadaşlarımızın, ahbablarımızın hocalarımızın, akrabalarımızın acıları hâlâ taptaze belleğimizde duruyorken,

“Biz yaşadık,

Başkaları yaşamasın” diye niyaz ediyoruz Rabbimizden  …

 

Hani derler ya, halk arasında..

“Allah düşmanıma dahi göstermesin” diye…

 

Rabbim en azılı düşmanımıza bile yaşatmasın, o çaresizliği…

 

Rabbim vefat eden tüm şehitlerimize gani gani rahmet etsin..

Geride kalan acılı yüreklere de  sabredebilmeyi nasip etsin..

 

Depremsiz, âfetsiz, musibetsiz günler temennisiyle…

 

Kalın sağlıcakla…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER