AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Prof. Dr. Vahit Kirişçi’nin, Kipaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hanefi Öksüz’ün “41 yıldır böyle bir ekonomik buhran görmedim” sözlerine gösterdiği sert tepki, yalnızca bir iş insanıyla bir siyasetçi arasındaki görüş ayrılığı değil; Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik iklimin de aynası oldu.
Kirişçi’nin, “Servetinin yüzde 98’ini AK Parti döneminde kazanmış olanların bunu söyleme lüksü yok” cümlesi, aslında tartışmayı tamamen başka bir boyuta taşıyor.
Bu söz, hem siyasetin iş dünyasına bakışını hem de iş insanlarının içinde bulunduğu sıkışmışlığı gündeme getiriyor. Oysa ortada daha büyük bir mesele var: Gerçeği ifade edenlere tepki vermek, ekonomik sorunları ortadan kaldırmıyor.
Kipaş’ın Yolculuğu1984’te başlıyor…
Kipaş Holding’in temelleri, 1984 yılında kurulan Kahramanmaraş İplik Pamuk A.Ş’ye dayanıyor.
O dönem Türkiye, Turgut Özal’ın ekonomik açılım politikalarıyla yeni bir ivme kazanmıştı. Kahramanmaraş da bu rüzgârdan en güçlü şekilde yararlanan illerden biri oldu. Şehrin tekstil sektörü, 80’lerin ortasında ciddi bir gelişme gösterdi.
AK Parti 2001’de kuruldu, 2002’de iktidara geldi. Yani Kipaş, AK Parti’nin iktidara geldiği güne kadar 18 yıllık bir birikim, altyapı ve yatırım kültürü oluşturmuştu bile.
Bu 18 yılda Kipaş’ın attığı adımlar ortada:
1986 Open-End Tesisi
1989 Dokuma Tesisi
1992 İplik Büküm Tesisi
1993 Ring İplik Tesisi
1994 İplik Boya Tesisi
1995 Teksan Ambalaj
1996 Mipsan Open-End ve Dokuma Boya Tesisi
1997 Bozkurt Konfeksiyon
2002 Enerji Santrali…
2002’ye kadar olan 18 yılda, bu Holding memlekete 10 fabrika kurmuş, istihdam yaratmış, üretim yapmış. AK Parti dönemindeki büyüme ve çeşitlenme kuşkusuz ki takdire şayan ve bu dönemde devlet teşviklerinin de katkısı büyük. Ancak bu yatırımlar hem AK Parti dönemi öncesi hem sonrası durmadan devam etti. Bugün Kipaş; 12 bin çalışanı, 100’den fazla ülkeye ihracatı, 1 milyar dolar cirosu ve 28’i aşkın üretim alanıyla Türkiye ekonomisinin lokomotiflerinden biri.
Bu tablo, bir iş insanının başarısının tek bir siyasi döneme indirgenemeyeceğinin en net kanıtıdır.
Ekonomi Gerçekleri Saklamıyor…
Sayın Vahit Kirişçi ekonominin iyi gittiğini savunuyor olabilir. Ancak Kahramanmaraş’ta neredeyse her gün duyduğumuz konkordato haberleri, kapanan fabrikalar, üretimini yurtdışına taşıyan şirketler bize başka bir tablo çiziyor.
Google’a yalnızca “tekstil iflas” yazmak bile Türkiye’deki ekonomik daralmayı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Bu durumda, Hanefi Öksüz sadece kendi şirketinin değil, pek çok iş insanının içini yakan gerçeği seslendirdi.
Zaten acı tabloyu sadece Hanefi Öksüz dile getirmedi. Abdullah Kiğılı gibi bir başka sanayi devi de Ekim ayında benzer bir uyarıda bulundu: “Anadolu’da fabrikalar kapanıyor, üretim kayıyor. Tekstil gözden çıkarıldı…” sözleriyle
Bu sesler, iktidarın kulağına fısıldanan birer ‘yağcılık’ değil, ekonomiye dair ‘kırmızı alarm’dır. Demek ki ortada yalnızca bireysel bir eleştiri yok; sektörün içinden gelen sistematik uyarılar var.
Siyaset–Sermaye Çatışması Yerine Ortak Akıl Şart
Bu ülke ekonomisi, iş insanlarıyla siyasetçilerin karşı karşıya gelmesiyle düzelmez. Bir iş adamının görüş beyan etmesine öfkeyle karşılık vermek ise çözüm üretmediği gibi, yatırım ortamını daha da zedeler.
Mesele, kimin haklı olduğu tartışmasına sıkışıp kalmak değil.
Mesele, bu topraklarda üreten, istihdam sağlayan, varlığıyla ülkeye güç katan bir sermaye kesimi ile onun için uygun ortamı hazırlamakla yükümlü siyasi iradenin, birbirine küsmesi değil, kenetlenmesidir.
“Bunu söyleme lüksün yok” yaklaşımı, iletişim kapılarını kapatır, güveni zedeler. Oysa ihtiyaç duyulan şey, “Bu sorunu birlikte nasıl aşarız?” diyebilecek bir diyalog cesaretidir.
Ekonomik zorluklar küresel olabilir, ancak çözümler işbirliğinden doğar. Siyasetçilerin iş insanlarına “nankörlük” etiketini yapıştırmak yerine, onların sorunlarını dinleyecek, politika üretirken bu sesleri dikkate alacak bir olgunluğa erişmesi şart. Aynı şekilde, sermayenin de üzerine düşen sorumluluklar, üretimde verimlilik, teknolojiye yatırım ve adil istihdam politikalarıyla devam etmelidir.
Ne siyaset iş dünyasının karşısında durmalı, ne iş dünyası siyasetçilerle polemiğe sürüklenmeli. Bu ülkenin kaderi, ancak siyasetin, sermayenin ve emeğin aynı hakikati görüp aynı hedefe doğru yürümesiyle aydınlanacaktır.
Ekonomik gerçeklerle yüzleşmek bir zayıflık değil, iyileşmenin ilk adımıdır.
