Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Ülkü Kayıran Çoban
Ülkü Kayıran Çoban

Ülkü Çoban yazdı; “Gulyabani”

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın ölümsüz eseri Gulyabani’den sahneye aktarılan tiyatro oyununu geçtiğimiz akşam izleme fırsatı buldum.

Gulyabani denince eminim birçoğunuzun aklına; Kemal Sunal, Şener Şen, Halit Akçatepe Adile Naşit ve Hale Soygazi gibi Yeşilçam’in dev kadrosuyla hafızalarımıza kazınan Süt Kardeşler filmi geliyordur.

Şener Şen’in ” Süt oğlan seni hiç sevmem. Babanı da sevmezdim zaten.…!” deyişi, aradan geçen yıllara rağmen hâlâ hepimizin kulaklarında…

Roman ile film farkliliklari içerse konu ayni.

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın bu kült romanında kocasından ayrılan Muhsine, geçimini sağlamak amacıyla şehrin epey dışındaki ıssız bir köşke hizmetçi olarak gider. Ancak bu köşk söylentilere göre “uğursuz”dur. Köşkün sakinleri arasında akıl sağlığını yitirdiği söylenen köşkün sahibi zengin hanım, çalışanlar, periler, türlü yaratıklar ve korkunç bir gulyabani vardır.

Muhsine’ye köşke giderken; gördüklerine karşı gözünün kör, kulağının sağır olması ancak o zaman huzur içinde köşkte yaşanabileceği salık verilir. Muhsine, onca uyarıya rağmen merakına yenik düşerek kapalı kapıların ardına geçer; işte o an, yıllardır saklanan sır gün yüzüne çıkar.

Gürpınar; cin, peri ve cadı gibi doğaüstü unsurları kullanarak halkın batıl inançlarını masaya yatırırken, bizi tüm bu tuhaf mahlukatın ötesinde, eylemleriyle çok daha şaşırtıcı ve ürkütücü olan asıl varlıkla tanıştırır: İnsanla.

Gulyabani, çocukluğumuzda büyüklerimizin bizleri bazı durumlardan sakındırmak veya engellemek için kullandıkları “Öcü Miti” ile büyük bir benzerlik taşır. Yine çocukken akşamları etrafında toplandığımız büyüklerimizin anlattığı masallarda, her şeyi altüst eden o korkunç devlerin hikayesi de Gulyabani ile somut bir yansıma bulur.

Gulyabanin yolculuğu

Kökeni Pers mitolojisine dayanan ve kültürel etkileşimlerle günümüze kadar ulaşan bu mit, özünde çölde yaşayan devasa bir canavarı temsil eder.

Dolayısıyla Gulyabani, sadece çocuksu bir korkunun öznesi değil, toplumsal hafızamızın ayrılmaz bir parçasıdır. Pers mitolojisinden süzülüp Anadolu’nun yüreğine yerleşen; Gürpınar’ın kalemiyle şekillenip Yeşilçam’ın dev isimleriyle hayat bulan Gulyabani asırlardır süren yolculuğu ile kültürel mirasımızın ne denli dirençli ve dönüşken olduğunu gösterir.

Gulyabani gibi mitolojik figürlere sadece Anadolu topraklarında değil, dünyanın pek çok farklı coğrafyasında da rastlıyoruz.

Korkutucu olsalar bile bu mitleri tanımak, o coğrafyada yaşayan insanı ve kadim değerleri anlamak adına değerlidir.

Bu figürler, geçmişten günümüze uzanan ve toplumsal hafızayı birbirine bağlayan önemli köprülerdir.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER