Türkiye’nin dört bir yanında hayata geçirilmesi planlanan 500 bin sosyal konut projesi, dar gelirli vatandaşlara umut vadeden bir adım olarak duyuruldu.
Ancak projede uygulanacak zam oranlarının memur maaş artışlarına endekslenmesi, daha şimdiden ciddi tartışmaları beraberinde getiriyor.
Açıklanan rakamlara bakıldığında başlangıçta 1+1, 55 metrekarelik bir dairenin satış bedeli 1 milyon 850 bin TL olarak belirlenmiş durumda. Fakat iş burada bitmiyor… Zam sistemi öyle bir yapıda ki, küçük gibi görünen bir artış bile yıllar içinde daire fiyatını astronomik seviyelere çıkartabiliyor.
Basit bir hesapla, memur maaşlarına 6 ayda bir %5 zam gelmesi, yıllık toplamda %10’luk bir artış anlamına geliyor. Bu bile dairenin fiyatını 5 milyon 22 bin TL’ye kadar taşıyor. Zam oranı 6 ayda %10 olduğunda ise yıllık %20 artış söz konusu oluyor ve tabloda rakam bir anda 10 milyon TL’nin üzerine çıkıyor.
Daha da çarpıcı olanı, son 10 yılın memur maaşı artış ortalamasının %28 olması. Bu oran baz alındığında sosyal konut olarak satılan bir dairenin toplam maliyeti 18 milyon TL bandına kadar uzanıyor.
Hal böyleyken, “dar gelirliye umut” diye başlayan bir proje, giderek öngörülemez bir mali yük haline dönüşme ihtimali taşıyor.
Çünkü vatandaş şunu bilmek istiyor:
“Bu eve sonunda kaç para ödeyeceğim?”
Bu soru bugün hâlâ net değil. TOKİ’nin zam mekanizmasını sabitlememesi, kapıyı sonu görünmeyen rakamlara aralıyor.
Bu durum hem ekonomik hem psikolojik açıdan alıcıyı tedirgin ediyor.
İşin Dini Boyutu: Caiz mi Değil mi?
Tartışma sadece ekonomik açıdan değil, dini açıdan da büyüyor. Bu konuda iki farklı görüş kamuoyuna yansıdı.
Diyanet’te imam olarak görev yapan Halil Konakcı, projenin mevcut haliyle “İslam fıkhına uygun olmadığını” söylüyor.
Konakcı’ya göre taksitlerin ve toplam fiyatın belirsiz olması, mülkiyetin tam devredilmemesi ciddi bir sakınca. Hatta kendisinin de başvurmayı düşündüğünü ancak şartları inceleyince vazgeçtiğini ifade ediyor.
Diğer taraftan, “caizdir” diyen dini cemaatlerde var.
Onlara göre devletin yaptığı işlem faiz niteliği taşımıyor. Çünkü devlet, peşin paranın zaman içindeki değer kaybını hesaba katıyor. Enflasyon nedeniyle alacağı paranın değeri düşerse, bunu taksitlere yansıtıyor; değer düşmezse fazladan bir kuruş almıyor.
Bu görüşe göre, burada yapılan ekleme faiz değil; yalnızca enflasyondan doğan kaybın telafisi.
Faizde bulunan “karşılıksız fazlalık” burada söz konusu değil.
Vatandaş Ne Yapmalı?
Ekonomik koşulların belirsizliği ortada.
Enflasyon yüksek, memur zamları dalgalı, alım gücü her geçen gün daha da eriyor. Böyle bir tabloda vatandaşın önüne konulan ödeme modeli ucu açık bir sözleşme niteliği taşıyor.
Bugünden 18 milyon TL’ye kadar çıkma ihtimali olan bir borcun altına girme riski küçümsenecek bir şey değil. Kaldı ki dar gelirliye yönelik bir projede bu derece değişken bir maliyet hesaplaması, projenin felsefesiyle de çelişiyor.
TOKİ’nin bu belirsizliği gidermesi, zam oranlarında net ve sabit bir sistem oturtması şart. İnsanların yıllar boyunca ödeyeceği bir borcun neye dönüşeceğini bilme hakkı var.
Aksi halde, sosyal konut projesi umut değil, tam anlamıyla hesaplanamaz bir yük haline gelebilir.
Vatandaş için tavsiye net:
İyi düşünün, tüm ihtimalleri hesaplayın ve öyle adım atın.
Bu işte hata payı yok; çünkü sonunda ödenecek bedel, bugünden tahmin edilenden çok daha yüksek olabilir.
