Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Ülkü Kayıran Çoban
Ülkü Kayıran Çoban

Ülkü Çoban yazdı; “İğne Sancısından Kaçan Aslan Olabilir mi?”

Geçen gün bir  gençle sohbet ediyordum.

Mevzu döndü dolaştı “gelecek kaygısına” geldi. Genç öyle bir cümle kurdu ki, hala zihnimde yankılanıyor: “Üniversite okumanın çok uzun ve zahmetli olduğunu, sonuç olarak hayal ettiği hayata okuyarak ulaşamayacağını” söyledi ve ekledi: ‘Kısa yoldan zengin olmanın, hemen sonuca varmanın bir yolu varken neden okuyayım?’ Sohbet bitti ama benim içimdeki tartışma bitmedi. Gençi anlamaya çalistım. Aynayi tuttum; sanki hepimiz kolektif bir sabırsızlık nöbetine tutulmuşuz. Ortak bir derdimiz var: Sonuca hemen ulaşmak ama bedelini asla ödememek. Emek vermeden yemek yeme arzusu, terlemeden kazanma hırsı…

Mevlana Celaleddin Rumi, yüzyıllar öncesinden sanki bugünün insanını görmüş de o meşhur “Kazvinli ve Dövmeci” hikayesini anlatmış. Hani şu omzuna heybetli bir aslan dövmesi yaptırmak isteyip de, tellağın iğnesi her battığında

Usta kuyruğu kalsın, usta kulağı olmasa da olur!” diye sızlanan adamın hikayesi… En sonunda tellak ne demişti? “Kuyruksuz, başsız, karınsız aslanı kim görmüş? Allah bile böylesini yaratmadı!”

Peki, biz bugün Kazvinli’den çok mu farklıyız?

Hayatın her alanında birer “Kazvinli” gibi davranıyoruz.Bir işe giriyoruz; sorumluluğun iğnesi azıcık batınca konforumuz bozulmasın diye aslanın kuyruğundan vazgeçiyoruz. Bir ilişkiye başlıyoruz; fedakârlık iğnesi canımızı yakınca özgürlüğümüz kısıtlanmasın diye aslanın gövdesinden feragat ediyoruz. Bir idealin peşine düşüyoruz; disiplin ve sabır iğnesi değince sıradanlığa razı olup aslanın kafasına veda ediyoruz.Sonuçta elimizde ne kalıyor? Yarım bırakılmış hevesler, sığ ilişkiler ve hiçbir şeye benzemeyen “aslansız” hayatlar.

Unutmamak gerekir ki; sabırla bekleyen dut yaprağı, sonunda atlastan bir kumaşa döner. Gelişim, konfor alanının bittiği, o ilk iğne sızısının hissedildiği yerde başlar. Mevlana’nın o meşhur sözünü hatırlayın: “Güneş gibi parlamak istiyorsan, geceye benzeyen varlığını yakmalısın.” Yani o iğne darbesi sadece canımızı yakmıyor; bizi biz yapıyor, hamlığımızı alıyor, bizi bir kimlik ve karakter sahibi kılıyor.

Leyla’dan gecmeden Mevla”ya varilmaz vesselam.

Zorluk dönemlerimizde, belki de kader, üzerinize o hep hayalini kurduğunuz gücü işlemekle meşguldür.

Bedeli ödenmemiş hiçbir güzellik kalıcı, sızısına katlanılmayan hiçbir zafer gerçek değildir. Dünyada bedava aslan yok.

Dostlar unutmayalım, ‘Diken, gülün güzelliği yüzünden affedilir.

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER