Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Ülkü Kayıran Çoban
Ülkü Kayıran Çoban

Kökten Kopmadan Çağdaşlaşmak

Osmanlı’nın son dönemlerinde, Batı’nın medeniyet açısından Osmanlı’dan daha ileri olduğu düşüncesi yaygınlaşmış ve Batılılaşmanın bir gereklilik olduğu fikri öne çıkmıştır.

Ancak bazı fikir adamları, bir milletin kendi kültürünü koruyarak başka bir milletin medeniyetini benimseyebileceğini savunmuştur.
Bu görüşü benimseyen düşünürlerden biri de Ziya Gökalp’tir. O, Batılılaşmanın milli kültürü koruyarak gerçekleştirilmesi gerektiğini savunmuştur.

Ziya Gökalp, I. Meşrutiyet’in ilan edildiği yıllarda Diyarbakır’da varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. O dönemde Diyarbakır; Türk, Ermeni ve Kürt nüfusunu barındıran çok kültürlü bir şehir konumundaydı. Yaşadığı coğrafyanın da etkisiyle hayatı boyunca “Bu millet nasıl kurtulur?” sorusuna yanıt aramıştır.
Osmanlı’nın son dönemi ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında etkili olan Gökalp’e göre, milletin kurtuluşu ancak milli kültürle mümkündür. Ona göre, milli kültür; ortak bilinç ve ruhun ürünüyken, medeniyet evrenseldir. Medeniyet; teknoloji, bilim, hukuk ve ekonomi gibi alanlardaki gelişmeleri ifade eder.

Kültür; dil, din, gelenek, görenek gibi unsurlardan oluşur ve bir milletin ruhunu yansıtır. Aynı zamanda kültür, o milletin tarihine ve yaşam biçimine özgü değerler bütünüdür. Kültürün en önemli işlevlerinden biri, bireyler arasındaki dayanışmayı artırarak toplumu korumasıdır.

Günümüzde ise küresel sistem, modernleşmenin ancak kimlik değişimi ile mümkün olduğunu öne sürmektedir. Oysa gerçek anlamda özgürlük, kişinin kendi kültürünü ve kimliğini koruyarak çağdaşlaşabilmesidir. Zihinsel olarak kimlik değişimini kabul eden bir birey, fiziksel olarak özgür gibi hissedebilir; ancak ruhen ve kimlik olarak özgür değildir. Bu nedenle, modernleşme sürecinde kökten kopmadan çağdaşlaşmak esastır.

Bugünün dünyasında, büyük şehirlerdeki alışveriş merkezleri (AVM’ler) ve mağazalar, dünyanın farklı ülkelerinde birebir aynı şekilde yer almaktadır. Küreselleşme ile birlikte “dünya insanı” anlayışı oluşturulmaya çalışılmakta, tüketim alışkanlıkları tek tipleşmektedir.

Herkes, aynı markaları giyme yarışı içinde, farkında olmadan aynı markaları zengin etmektedir. Zincir markalar, küresel gücün bir parçası haline gelmekte ve bireysel tercihlerimizi, kültürel farklılıklarımızı giderek yok etmektedir. Böylece tüketim üzerinden küresel bir düzen inşa edilmektedir.

Oysa çağdaşlaşma, kültürel değerleri yok saymadan ve milli kimliği koruyarak da mümkündür.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER