Bir vakitler, berrak suların aktığı güzel bir derenin etrafında yaşayan av hayvanları vardı. Bu hayvanlar, aslanın zulmünden bîzar olmuşlardı. Aslan, her gün pusuya yatar, içlerinden birini avlar; korku ve endişe, hayvanların yurdunu daraltırdı. Otlaklar yeşil olsa da gönüller kurak, nefesler dardı.
Sonunda hayvanlar bir araya gelip bir çare düşündüler. Aslanın huzuruna varıp edeple şöyle dediler:
— Ey ormanın padişahı! Sana her gün rızkını biz ulaştıralım. Sen de av peşinde koşma. Böylece biz korkudan kurtulalım, sen de zahmetsizce rızkına kavuş.
Aslan bu sözleri işitti, fakat nefsinin vesvesesiyle cevap verdi:
— Sözlerin güzel, lakin hile kokusu var. Ben nice aldanışlar gördüm.
Hayvanlar dediler ki:
— Ey kudret sahibi! Tedbir takdiri bozmaz. Endişe kaderi değiştirmez. Her gelen, yazılanı yaşar.
Uzun sözlerden sonra aslan razı oldu. Kura çekilecek, her gün biri rızık olarak gidecekti. Böylece korku, bir günlüğüne de olsa hayvanların gönlünden uzaklaşacak; aslan ise rızkına zahmetsiz ulaşacaktı.
Günler böyle geçti. Ta ki kura, zayıf ve sessiz bir tavşana çıkıncaya dek… Tavşan feryat etti:
— Bu zulüm ne zamana dek sürecek?
Diğer hayvanlar onu susturdu:
— Hepimiz bu yoldan geçtik. Nice canlar verildi. Kaderden kaçış yok.
Tavşan ise dedi ki:
— Kader akılla inkâr edilmez; lakin hikmetle anlaşılır. Bana biraz vakit tanıyın.
Onlar öfkelendi:
— Senden güçlü olanlar bile kurtulamadı. Sen haddini bil!
Tavşan sakin bir edayla cevap verdi:
— Nice zayıflar vardır ki teslimiyetle güçlüleri yener. Kuvvet bedende değil, basirettedir.
Ve ekledi:
— Her sır dile gelmez. Bazen sükût, kelâmdan üstündür.
Tavşan yola koyuldu. Aslan ise sabırsızlandı. Bekledikçe öfkesi kabardı. Zira öfke, aklı perdeleyen en koyu dumandır.
Nihayet tavşan geldi. Aslan kükredi:
— Ey değersiz mahlûk! Benim huzuruma gecikmek ne cüret!
Tavşan titredi, lakin Hakk’a dayanarak konuştu:
— Padişahım, mazlumun sözü dinlenir. Zira zulüm, sahibini kör eder.
Aslan biraz yumuşadı. Tavşan uydurduğu hikâyeyi anlattı; başka bir aslandan, meydan okumadan söz etti. Bu sözler, aslanın nefsini tutuşturdu.
— Göster bana onu! dedi.
Tavşan, onu derin bir kuyunun başına götürdü. Kuyu, hakikatin aynasıydı. Aslan suya baktığında kendi aksini gördü; lakin nefsinin gururundan bunu idrak edemedi. Kendi suretini düşman sandı.
Öfkeye kapılan aslan, düşünmeden kuyuya atladı. O an anladı ki düşman dışarıda değil, içerideydi. Fakat idrak geç kalmıştı. Kuyu, onun mezarı oldu.
Tavşan kurtuldu. Diğer hayvanlar sevince boğuldu. Tavşanı övdüler:
— Sen kimsin ki böyle bir işi başardın?
Tavşan başını eğdi ve dedi ki:
— Ben bir hiçim. Yardım eden Allah’tır. O dilerse zayıfı kuvvetli kılar, zalimi kendi nefsinde helâk eder.
Bu kıssa bize şunu söyler: İnsanı helâk eden çoğu zaman dışındaki aslan değil, içindeki öfke, kibir ve gaflettir. Nefsine yenilen, kuyusunu kendi kazar.
